Devletin AkıllarıTarih

Osmanlı’nın İlk Başmüderrisi: Maddeyi Manada Çözen Deha Davud-i Kayserî

Fıkıhçı, hadisçi, matematikçi, hendese âlimi ama hepsinden önce maddeye hak gözüyle bakan, onda O’nu gören bir hakikat ehli…

Kayseri’den Mısır’a Uzanan İlim Yolculuğu

Kayseri 1260’lı yıllarda bu şehre nispetle anılacağı Kayseri’de doğmuştur. Etnik kökeni hakkında Türk mü yoksa İranlı mı diye çeşitli görüş ayrılıkları bulunur. İlim hayatına erken yaşlarda, memleketi Kayseri’de Kadı Siraceddin Urmevi’nin rahle-i tedrisinde başlamıştır. Burada akli ve nakli ilimleri hocasından tahsil ettikten sonra yükseköğretim için Mısır’a gitmiştir.

Anadolu’nun İlk Üniversitesinde Hendese Dersleri

Mısır’daki eğitimini tamamlamasının ardından Anadolu’ya dönmüş; Anadolu’nun ilk üniversitesi olarak bilinen ve tıp, matematik gibi müspet ilimlerde ün yapmış Tokat Yağıbasan Medresesi’ne geçmiştir. Burada yaklaşık iki yıl boyunca zamanın hendese dehası İbni Sertak’ın derslerine katılmış, hocasının ileri seviye geometri usullerini anlattığı kitaplarını bizzat istinsah etmiştir.

Tasavvufa Açılan Kapı ve İznik Başmüderrisliği

Yağıbasan Medresesi’nden ayrıldıktan sonra İran’ın ilim merkez şehri olan Sava şehrine gitmiş ve Abdurrezzak el-Kaşani ile tasavvuf yoluna girmiştir. Burada hocasıyla birlikte İbnü’l-Arabi’nin Füsûsu’l-Hikem kitabını okumuştur ve bu kitaba “Matla’u Husûsi’l-Kelîm fî Ma’âni Fusûsi’l-Hikem” diye bilinen en açıklayıcı ve en önemli şerhi atmıştır. Bu eser o kadar muazzamdır ki kısa sürede ün yapmıştır. Bunun üzerine Kayseri 1335’te Orhan Gazi tarafından İznik’e çağrılmış ve Kadı’l-kudat yapılmak istenmiş ama Kayseri bu makamı kabul etmemiştir. Bu hadiseden bir yıl sonra da kiliseden medreseye çevrilen İznik Medresesi’nin ilk baş müderrisi ilan edilmiştir. Günlük 30 akçe maaş ile burada 15 yıl kadar talebe yetiştirmiş ve 1350’de vefat etmiştir.


Kaybolan İstirahatgâh ve Unutulan Hatıra

Kabri bugün Bursa, İznik’teki Eşrefzade Mahallesi’ndedir. Ne yazık ki kabri tam olarak bilinmemektedir. Ne garip değil mi?! Koskoca Osmanlı ilk baş müderrisinin kabrini nasıl unutur?

Bunun sebebi, 1938’de İznik Belediyesi’nin ‘şehircilik çalışmaları’ adı altında yürüttüğü ve kültürel mirasımızı göz ardı eden uygulamalarıdır. Diğer pek çok tarihi kabir ve türbe gibi onun istirahatgâhı da maalesef bu kıyımdan nasibini almıştır. Koskoca bir medeniyetin temelini atan bu büyük müderrisin, Osmanlı’yı hatırlatan o mütevazı kabrine bile tahammül edilememiş veya sahip çıkılamamıştır.

Felsefe ve Tasavvufta Derin Bir İz: Füsûsu’l-Hikem Şerhi

Mutlak varlık, ilahi sarhoşluk, gerçek bilgi ve ledün ilmi gibi birçok çarpıcı ve dikkat çekici görüşleri olsa da bunlar yazının asli maksudu olmadığından kısa birkaç örnekle yetinilecektir.

Davud-i Kayseri, Vahdet-i Vücud ekolünün en etkili ve söz sahibi ismidir. Felsefede ve tasavvufta derin görüşleri ve çarpıcı tenkitleri vardır. Bunların çoğunu Füsûsu’l-Hikem’e attığı şerhte yer vermiştir (Kitap, Tahir Uluç tarafından tercüme edilip Füsûsu’l-Hikem Şerhi adıyla yayınlanmıştır).

Bu kitabın mukaddimesinde vücud, ayan-ı sabite, insan-ı kâmil gibi İbni Arabi’nin kullanmış olduğu 12 temel kavramın manası ve mefhumu açıklanmıştır. Bu da mukaddimeyi değerli kılmıştır, o kadar ki mukaddime tek başına bile çoğu kez basılmıştır.

Kayseri’ye göre bütün mahlukat canlıdır; varlıklar sadece lisân-ı hâl ile değil, tabii hayattan kaynaklanan şuur ve ilimle Allah’ı zikrederler.

Asırlar Öncesinden Gelen İlmi İdrak: Atom ve İlahi Kudret

Avrupa’da Antik dönemden beri “atomist” düşünce, yani maddenin asıl yapı taşı olan atomun bölünemez olduğu inancı hâkimdi. 1932 yılında Cockcroft tarafından yapay yollarla atom parçalanınca bu düşüncenin tamamen yanlış olduğu ortaya çıktı.

Oysa İslam dünyasında ilmi idrak çok daha ileri bir seviyedeydi. Cabir b. Hayyan (v. 815), Avrupa’dan tam bin yıl önce atomun parçalanabileceğini şu muazzam ibareyle ifade etmiştir:

“Maddenin en küçük parçası olan (atom) da yoğun bir enerji vardır. Yunan bilginlerinin dediği gibi bunun parçalanamayacağı söylenemez. O da parçalanabilir. Parçalanınca da öyle bir güç meydana gelir ki, Allah korusun Bağdat gibi bir şehri altını üstüne getirebilir. Bu da Allah’ın kudretinin göstergesidir.”

İşte Kayseri de aynı görüşteydi; atomun kudretten (enerji) oluştuğunu ve bu kudretin Allah (cc.) kudret sıfatının tecellisi olduğunu söylemiştir. Bu örnek, o dönemki ilmi seviyenin ne boyutta olduğunu anlatmak için herhalde fazlasıyla yeterlidir.

Batı Merkezli Bilim Anlayışına Bir İtiraz

Şimdi gördük mü bilim neymiş, kim bilimden anlarmış!

Bize sürekli bir “zeki ve medeniyetli bilim insanı” portresi çiziliyor ama nedense bu isimler hep kâfirden seçiliyor. Yok Einstein, yok Hawking, yok Kant… Kim abi bu adamlar, niye sürekli bunlar sunuldu karşımıza?

Neredeydi Davud-i Kayseriler, İbn Hayyanlar, Akşemseddinler, Harezmiler, Gazaliler!!

Hiç mi Müslüman düşünür, Müslüman bilim adamı yoktu! Her şeyi şu elli yıllık necis kâfir mi keşfetmişti? Eline her güç geçtiğinde hiç acımadan bilimi kötüye kullanan o zihniyet miydi bizden daha bilgin, daha medeni?

VALLAHİ HAYIR!

Bıraktığı Miras ve Etkiledikleri
Kayseri, Osmanlı Devleti’ndeki İbni Arabi sempatisinin en büyük nedeniydi. Bu sempatinin neticesi olarak Yavuz Sultan Selim, Mısır dönüşü İbni Arabi’nin kabrini buldurmuş, restore edip yanına bir aşevi yaptırmıştır.

Şahsi olarak fikirlerinden etkilenmiş kişiler arasında Molla Fenari, İsmail Hakkı Bursevi, İmamı Nablusi baş sıralarda gelmektedir.

İranlı alimler ise kitaplarında Davud-i Kayseri’den en çok esinlenen kişilerdir.

Hatta o kadar ki Haydar el-Âmülî (ö. 787/1385’ten sonra) Naṣṣü’n-nuṣûṣ, Naḳdü’n-nuḳūd fî maʿrifeti’l-vücûd ve Câmiʿu’l-esrâr adlı eserleri neredeyse Kayseri’nin tercümesi konumundadır.

One thought on “Osmanlı’nın İlk Başmüderrisi: Maddeyi Manada Çözen Deha Davud-i Kayserî

  • Ömer Çakır

    Hocam anlatımınız için teşekkürler Allah razı olsun

    Yanıtla

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir