Günümüzde Nefis Terbiyesi Nasıl Olur?
Tasavvuf, bilindiği üzere maddiyattan ziyade insanın manevi yönüyle ilgilenen bir ilimdir. Tasavvufa göre insanın en büyük düşmanı dışarıda değil, bilakis kendi içindedir. Bu düşmana “nefis” denir. Zira nefis, insanı kötü hasletlerin hemen hepsine sürükler; kibir, tembellik, kin, nefret, öfke ve günah bunların başında gelir. Nitekim ilk günah olan kibrin ortaya çıkması da nefis sebebiyle değil midir?
Elbette şeytan (İblis) insanın apaçık düşmanıdır. Ancak onun tehlikesi, nefis kadar değildir. Şeytan, dış kapının mandalı gibidir; insana zorla bir şey yaptıramaz, yalnızca vesvese verir. Buna karşılık nefis, insanın içinde bulunan ve onunla sürekli beraber olan bir unsurdur. Kişiye arzularını kendi isteğiymiş gibi gösterir ve eğer terbiye edilmezse insanı tamamen etkisi altına alır. Bu sebeple tasavvuf büyükleri, “Şeytan kapıdan kovulur, nefis bacadan girer.” buyurmuşlardır.
Günümüzde nefis terbiyesi, geçmişe nazaran daha zor hale gelmiştir. Çünkü insan, dikkatini sürekli dağıtan, arzularını artıran ve sabrını zayıflatan bir ortamın içerisindedir. Özellikle teknoloji ve sosyal medya, nefsin isteklerini besleyen en güçlü araçlardan biri haline gelmiştir. Peki, bundan kurtulmak için ne yapılmalıdır?
Her şeyden önce insanın kendini tanıması gerekir. İnsan çoğu zaman hatalarının sebebini dışarıda arar ve başkalarını suçlar. Oysa tasavvufa göre asıl sebep insanın kendi nefsidir. Kişi öfkelendiğinde bunun kaynağını karşısındaki insanda değil, kendi içinde aramalıdır. Kendini tanımak; “Ben kimim?” sorusundan öte, “Kibirli miyim, sabırsız mıyım?” gibi soruları sormakla mümkündür. Ayrıca yapılan iyiliklerin gerçekten Allah rızası için mi yoksa insanların takdirini kazanmak için mi yapıldığını sorgulamak da bu sürecin önemli bir parçasıdır. Nitekim Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin de ifade ettiği gibi, insan kendini tanıdıkça Rabbini tanımaya başlar. Bu yönüyle kendini tanımak, yalnızca psikolojik değil, aynı zamanda derin bir manevi yolculuktur.
Nefis terbiyesi, aslında bir yok etme mücadelesi değil; dağınık ve vahşi olan bir enerjiyi, sahibine hizmet eden uysal bir bineğe dönüştürme sanatıdır. İkinci olarak, nefis terbiyesi için irade eğitimi şarttır. Nefis daima kolay, rahat ve zevkli olanı ister. Bu sebeple insan zaman zaman zor olanı tercih etmeli ve nefsine karşı gelmelidir. Örneğin, sorumluluklarını ihmal eden bir öğrencinin dikkat dağıtan unsurlardan uzak durması ve kendini disipline etmesi bu mücadelenin bir parçasıdır.
Bir diğer önemli yöntem ise zikir ve ibadettir. İnsan Allah’ı andıkça kalbi huzur bulur. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de de “Kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.” buyrulmuştur. Zikir ve ibadet, insanın iç dünyasını arındırır, düşüncelerini toparlamasına yardımcı olur ve nefsin etkisini azaltır. Zamanla kişi daha sabırlı, daha dengeli ve daha huzur dolu bir hale gelir.
Ayrıca nefis terbiyesinde sabır ve tevazu büyük önem taşır. İnsan, kendisini hiçbir zaman başkalarından üstün görmemeli ve her durumda sabretmeyi öğrenmelidir. Çünkü kibir ve acelecilik, nefsin en güçlü yönlerindendir.
Sonuç olarak nefis terbiyesi, kendini tanıma ve iradeyi güçlendirme ile başlar. Kişi, teknoloji ve dünyanın etkilerine karşı bilinçli olmalı, manevi yönünü beslemelidir. Bu süreç kısa sürede tamamlanan bir durum değil, sabır isteyen uzun bir yolculuktur. Ancak bu yolda sebat eden kimse, hem iç huzura ulaşır hem de ahlaken olgunlaşır.
Vaktiyle bir genç, nefsinden şikâyet ederek bir âlimin huzuruna varır ve der ki: “Efendim, nefsime söz geçiremiyorum. İstediğim hâlde kendimi engelleyemiyorum. Bu hâlden nasıl kurtulurum?”
Âlim, gence bir bardak su verir ve şöyle der: “Bunu başından aşağı dök.”
Genç şaşkınlıkla sorar: “Efendim, buna ne gerek var?”
Âlim cevap verir: “İşte nefsin de böyledir. Sana her istediğini yaptırmak ister; fakat sen her isteğini yerine getirmek zorunda değilsin.”
Ardından sözlerine şöyle devam eder: “Nefis, terbiye edilmezse insana hükmeder; fakat ona karşı gelmeyi öğrenen kimse, nefsine hâkim olur. Mesele, istememek değil; istediği hâlde kendini tutabilmektir.”

