İnsanlığın Babası Hz. Âdem-III
İlâhî hikmetin tecellîsiyle şeytan ilk planını tamamlamış, bir cuma günü yaratılan insan yine bir cuma günü sonsuz nimetler diyarı cennetten yeryüzüne indirilmişti. Hz. Âdem babamız ve Hz. Havvâ anamız Cenâb-ı Mevlâ’nın öğrettiği kelimelerle tövbe etmiş, artık yeryüzüne yerleşilmiş, insan neslinin yayılması başlamıştı.
Hz. Âdem’in çocukları çoğalmış, günler ayları, aylar yılları kovalamış, her biri gençlik çağına erişmişti. Neslin devamı için evlilik meselesi ortaya çıkmıştı. Rivayetlere göre her hamilelikte biri erkek biri kız olmak üzere ikiz çocuklar dünyaya geliyor, her çocuk kendi ikizi dışındaki kardeşiyle evlendiriliyordu. Buna göre Kâbil, Hâbil’in kız kardeşiyle; Hâbil ise Kâbil’in kız kardeşiyle evlenecekti.
Fakat Kâbil’in gönlü bu hükme razı olmadı. Ona göre İklîmyâ çirkindi, Lubûz ise amansız bir güzelliğe sahipti. İşte şeytan ilk vesvesesini bulmuşken fitnenin kapısını bir kez daha aralayacaktı.
Teslimiyet Anahtarı
Kâbil kafasında Lubûz ile evlenme planları kurduğu esnada Hz. Âdem Kâbil’e İklîmyâ, Habil’e ise Lubûz’la evlenmesini emretti. Habil babasının emrini itirazsız kabul ederken Kâbil kininde boğuluyordu.
En sonunda gençliğin vermiş olduğu dik kafalılıkla babasının emrini sanki kendisine yapılan bir teklif edasıyla reddetti. Hz. Âdem hem bir baba hem de çocuklarına ayrıca bir öğretmen olduğu için Kâbil’in bu teslimiyetsizliğine hiddetlendi. “Hâbil şaşkındı; karşısındaki kardeşiydi. Beraber büyümüş, dünyanın ilk nesilleri olarak aynı göğün altında oyun oynamış, yine beraber ağlamışlardı. O ise kendine yakışanı yapıp, Kâbil kendisine el uzatsa bile karşılık vermeyeceğini söyledi.‘’Kin Katranı
Kâbil ziraatla uğraşıyordu Habil ise hayvancılıkla. Bundan dolayı Kâbil ekin ürünü, Habil de hayvan takdim edecekti. Hâbil’in gönlü rahattı; zira sunduğu kurban Âlemlerin Rabbi’ne arz olunacaktı. Halisane bir niyet ile en güzel hayvanını hazırladı. Kâbil ise gönülsüzdü. Ne niyetinde ihlas vardı ne sunduğunda değer.
Ekinlerinden rastgele çürük bozuk ayırt etmeden hazırlamıştı çünkü şeytan bir fırsatını bulmuştu; elbette geri durmayacaktı. Kâbil’in kini hem babasına itaatini hem de Rabb’ine yakınlığını perdelemişti. Nihayet kurbanlar takdim edilmişti. Habil’in kurbanı kabul olmuştu.
Kâbil ise hem itaatsizliğinin hem de umursamazlığının bedeli olarak İklîmyâ ile evlenecekti. Ancak Kâbil buna sessiz kalamazdı, içi içini yiyordu, bir şeyler yapması gerekiyordu ki Şeytan kulağına Habil’in işini bitirirse Lubûz’la evlenebileceğini söyledi.
İlk Kan – İlk Şehid – İlk Katil
Sıkıntılar yalnızca itirazla düzelmiyordu. Hz. Âdem de iki oğlunun da gönlü rahat olsun diye yüce Mevlâ’ya kurban sunma işini belirlemişti. Cenâb-ı Allah’tan gelecek kesin bir hükmün Kâbil’in kalbini yumuşatacağını ummuştu. Fakat Kâbil’in kini dinmemiş, gönlü vesveseye açık hale gelmişti.
O esnada şeytanın fısıltısı kalbine düştü: Hâbil ortadan kalkarsa Lubûz’a kavuşabilirdi. Kâbil’in gözleri öfkeyle karardı. Muradına erişmek için her şeyi göze alıyordu. Nihayet hayvanlarının başında duran Hâbil’in yanına gitti ve o ağır sözü söyledi:
“Muhakkak ki seni öldüreceğim.”
Hâbil şaşkındı, karşısındaki kardeşiydi. Beraber büyümüşlerdi lakin takva ile geri durdu ve şöyle dedi: “Eğer Kâbil el uzatacak olursa kendisi ona karşılık vermeyecekti.”
Kâbil’in kini büyüdü. Hiçbir şey düşünmeden bir taş aldı ve kardeşinin başına vurdu. Böylece yeryüzünde ilk cinayet işlendi. Hâbil kanlar içinde yere yığıldı. O, insanlık tarihinin ilk şehidi oldu.
Fakat Kâbil ne yapacağını bilemez hale geldi. Kardeşinin cesedi karşısındaydı. Çaresizlik içinde düşünürken gözüne iki karga ilişti. Biri diğerini öldürdü, sonra toprağı eşeleyip onu gömdü. Kâbil ibret aldı. Yeri kazdı ve kardeşini toprağa verdi.
Ne mutlu Hâbil’e ki Rabbi’ne şehid olarak yürüdü. Kâbil ise ilk büyük günahı işlemişti. Üstelik öldürdüğü yabancı biri değil, kendi kardeşiydi.
Olay Hz. Âdem’e ulaşınca acısı derin oldu. Yüce Allah’ın “Bir kısmınız diğer kısmınıza düşman olarak inin” hitabı tecelli etmiş, Kâbil nefsine yenik düşmüştü. Hz. Âdem ona şöyle dedi:
“Git! Artık sen hiçbir zaman tam bir emniyet içinde olmayacaksın…”
Kâbil muradına ermişti. Ne kardeş kanı ne baba azarı yüreğine dokundu. Rivayetlere göre Lubûz’u alıp Nebo’dan Aden taraflarına gitti. Fakat zulüm sahibine yabancı kalmaz. Yine rivayet olunur ki sonunda bir taş da Kâbil’e döndü. Masumun ahı susmaz; geç gelir ama mutlaka gelir.
