Akaid

Kozmik Sahneden Vacibü’l-Vücûd’a: Hudûs Teorisi Bağlamında Varlık

Bir önceki sayımızda varlık meselesinin önemini, kısımlarını ve sebepler zincirinden hareketle varlığın hudûs delilini ele almıştık. Bu sayıda ise varlığı ispat metotlarının ikinci boyutu olarak Hudûs Teorisi çerçevesinde meseleyi daha derinlikli biçimde irdelemeye devam edeceğiz.

Evrenin ne zaman var olduğu meselesi, ilk dönem filozoflarını çoğu zaman kesin delillere dayandıramadıkları nazariyelere sevk etmişse de, İslam kelamcıları bu meseleyi sistematik ve aklî bir zemine oturtarak tartışılabilir ve temellendirilebilir hale getirmiştir.

Evrenin Sürekli Yenilenen Yüzü: Cevher ve Araz

Gözlem alanımızı genişlettiğimizde, gerek teleskop aracılığıyla uzaydaki hareketleri, gerekse gündelik hayatta farkında olmadan şahit olduğumuz oluş ve bozuluşları dikkate aldığımızda; gezegenlerin yörüngesel hareketlerinden kozmik patlamalara, meteorlardan fiziksel değişimlere kadar bütün bu süreçler bize âlemde süreklilik arz eden bir değişim ve dönüşümün varlığını gösterir. Kelâm terminolojisiyle ifade edecek olursak, bunlar cevherlerde meydana gelen ve süreklilik taşımayan arazlardır.

Hareket ve sükûn, birleşme ve ayrışma, sıcaklık ve soğukluk gibi niteliklerin sürekli değişim hâlinde olması, âlemde sabit ve kadîm bir yapının bulunmadığını; aksine, sürekli yenilenen ve sonradan meydana gelen bir yapı olduğunu düşündürür. Bu noktada temel soru şudur:
Hadis olan şey, bizzat varlığın kendisi midir, yoksa varlığa arız olan nitelikler midir?

Ontolojik Bağımlılık: “Hadis” Olmak Ne Demektir?

Bu soruya geçmeden önce “hadis” kavramını netleştirmek gerekir.

Hadis; kelâmî anlamda, sonradan var olan, yani varlığı yoklukla öncelenen ve var olmak için kendisi dışında bir müessire ihtiyaç duyan her şeydir. Bu; sadece cisimleri değil, aynı zamanda cisimlerde ortaya çıkan arazları da kapsar. Dolayısıyla hadislik, sadece “var olma anı” ile ilgili değil, varlığın ontolojik bağımlılığı ile ilgilidir. Burada asıl odak, bir şeyin ne kadar süre var olduğu değil, varlığını kendisinden mi yoksa başkasından mı aldığıdır.

Bu çerçevede, değişen ve dönüşen her şeyin kendi içinde zorunlu bir varlık olamayacağı açıktır. Çünkü değişim, bir halden başka bir hale geçişi ifade eder ve bu da o varlığın kendi zatıyla kaim olmadığını gösterir. O hâlde değişen her şey, değişmeyen bir ilkeye, yani kendisi değişime konu olmayan bir varlığa muhtaçtır.

Gözümüzün önünde sürekli eskiyen ve yenilenen bu devasa kozmik sahne, aklı ister istemez o kaçınılmaz durağa sürükler: Âlem hadis ise, onu var eden bir muhdisin bulunması zorunludur.

Nedensellik Zincirinin Sonu ve Vacibü’l-Vücûd

Evrenin ve âlemin bir başlangıcının olması, onun yokluktan varlığa çıkarıldığını gösterir. Yokluk ile varlık arasındaki bu geçiş, kendiliğinden izah edilemez; zira yokluk, varlık üretme kudretine sahip değildir. Bu durumda, varlığı tercih eden ve yokluk yerine varlığı tahsis eden bir irade ve kudret sahibi varlık gereklidir.

Peki, yokluktan varlığa geçişi sağlayan bu muhdisin mahiyeti nedir? Eğer bu kurucu failin niteliği net bir şekilde belirlenmezse, söz konusu muhdisi de hadis kabul ederek sonsuz bir sebep zincirine (teselsül) düşmek kaçınılmaz olur.

Bu nedenle, muhdisin kendisi hadis olamaz. Zira hadis olan bir varlık, başka bir muhdise ihtiyaç duyar. Bu durum, nihayetinde başlangıcı olmayan, varlığı zatından olan, yani Vacibü’l-Vücûd bir varlıkta son bulmak zorundadır.

Bu varlık, zamanla kayıtlı değildir. Çünkü zaman, değişimin ölçüsüdür ve değişim ise ancak hadis varlıklar için söz konusudur. Zamanın içinde bulunan bir varlık, zorunlu değil, mümkün varlık kategorisine girer. Dolayısıyla Zorunlu Varlık, zamanın ne içinde ne de dışında zamansal bir varlık olarak düşünülebilir; bilakis zamanın da yaratıcısıdır.

Sonuç olarak, değişim, başlangıç ve sonluluk; âlemin hadis olduğunu gösterirken, bu hadislik zorunlu olarak kadîm ve değişmeyen bir varlığa işaret eder. Kelâm literatüründe bu varlık, Zorunlu Varlık olarak isimlendirilir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir