Hakkın Davasına Sadık Olanlar
Allah (azze ve celle) bizlere uyarıcılar göndereceğini müjdelemiş. Ve bu uyarıcılar vesilesiyle İnsana hakikati öğretmiştir. Türlü fikirlere sahip insanoğlu âdetten ibadete, batıl inanıştan hakka isabete ve dengesizlikten adalete ulaşmıştır. Yanlışa tutulmuş kendi doğrularına hapis olmuş milletlerin ferahı bu uyarıcılarladır.
Faydaları çok fazlaca olan bu uyarıcıların sorumlulukları herkesin kaldıramayacağı cinsten olduğu için Allah (azze ve celle) bu uyarıcıları doğmadan seçmiş doğduklarında ise bu vazifenin gereğince rabbimiz tarafından terbiye edilmişlerdir.
Kimilerine bir millet kimilerine bin millet verildiği gibi asırların gerektirdiği kanunları beraberinde getirenlerde olmuştur. Biz bu uyarıcıları peygamber, nebi ve resul diye tanır bilir ve iman ederiz. Zira mümin için en büyük gaye Allah’ın muradının tecellisidir. Bir vesile olan peygamberler kendilerine sıkıca tutunanları Mâvera’ya yaklaştırırlar.
Kişiye gerek olan en yakınına tabi olmak ve onun desturunca hareket etmektir. Bizlerin amelleri Resul-u Zişan efendimiz (sallahu aleyhi vesellem)’i önder bilip onun çağrısına kulak vermektir. Rabbimizin bildirdiklerinin en isabetli açıklayıcısı, aracısı ve kural koyucusu olan efendimiz Allah (azze ve celle)’nin davasına göğüs germiş bu görevi hakkıyla ifa etmiştir. Kıyamete kadar aşılamaz bir sur inşa etmiş, her tuğlayı da bizatihi elleriyle koymuş ve gedik olan yerlerin ise nasıl kapatılacağının usulünü ashabına öğretmiştir.
Kendisinin dünyadan göçüyle oluşan muhkem kaleyi hiçbir yerinde gedik açılmaz, her meseleyi saran ve her fikre üstün çıkan ilahi bir din haline getirmiştir. Rabbimizin katında tek dinin İslam olduğunu tebliğ etmiş diğer peygamberlerin Müslümanlığıyla davasını taçlandırmıştır.
Buradaki iman ile amel ilişkisini anlamak ve tefekkür etmek gereklidir. Şöyle söyleye biliriz ki; İmanın esasları hiçbir peygamberde değişmemiş tevhid inancıyladır. Ameller ise suretten değişse dahi manen aynı itaati bildirmek içindir.
Müslüman’ın harekete geçmesi, dinini öğrenmesi ve bu uğurda kan ter akıtması imani bir vazifesidir. Resul’ün ayak bastığı yerleri iyi bilip İslam davasının basit bir ferdi olmayı batıl bir davanın sultanı olmaya tercih etmelidir.
Kısaca Davanın sahibi haktır deyip hakkın peşinden gidenler nitelik ve niceliği önemsemeksizin buyrulanı yapanlar Bedrin Aslanları gibi şanlı olacaklardır. Nitekim bu davaya sahip çıkan kumandanlar elbet zafere ulaşmış ve İslam nuruyla aydınlanmıştır.
Önemli olan Allah azze ve celle)’ye itaat olduğu bilinmeli bu yolda yardan da kârdan da vazgeçilmelidir. Geçici olan faydalar geçici zararları ebedi kılar. Müslümana yakışan ilelebet payidar olacak bir iman ile yeşermektir. İman en büyük gücümüz. İslam fiilimiz Ahlak ise medeniyetimizdir. Vesselam.
Konumuza gelecek olursak Allah kullarını kendinin bilinmesi ve ibadet edilmesini emretmek için yaratmıştır. Bu yüzden bu davaya sahip çıkan nebiler kutlu buyruğu anlatmıştır.
Nebinin varisi olma yarışında olan Alimler ve Mücahitler ise bu buyruğu yani Allah’ın adını yüceltilmesini yaşamlarına şiar etmiş bu uğurda yaşayıp ölmüşlerdir. Bu davaya sahip çıkamayanlar ise samimiyet ve sadakatlerinin önüne geçirdikleriyle meşgul bir hayat geçirmişlerdir.
